Sürdürülebilir finans denildiğinde çoğu zaman yeşil tahviller, yenilenebilir enerji yatırımları ve karbon emisyonlarının azaltılması konuşuluyor. Oysa tarım açısından sürdürülebilirliğin en temel koşulu çok daha yalın: üreticinin ekonomik olarak üretime devam edebilmesi.
Türkiye'nin dünya ölçeğinde güçlü olduğu tarımsal ürünlerden biri üzümdür. Özellikle Ege Bölgesi ve Manisa havzasında üzüm yalnızca bir tarım ürünü değildir; binlerce ailenin geçim kaynağı, bölgesel ekonominin önemli bir bileşeni ve ihracat kabiliyetimizin güçlü olduğu alanlardan biridir.
Ancak üreticinin karşı karşıya olduğu temel sorun giderek büyüyor. Mazot, gübre, ilaç, sulama, elektrik, işçilik, nakliye ve finansman maliyetleri yükselirken üreticinin ürününden elde ettiği gelir aynı hızda artmıyor. Bağcılıkta maliyet yalnızca hasat döneminde oluşmuyor. Budamadan gübrelemeye, ilaçlamadan sulamaya ve hasada kadar neredeyse bir yıl boyunca harcama yapılıyor.
Üzüm fiyatı yalnızca piyasanın meselesi değildir
Tarım ürünleri diğer mallardan farklıdır. Üretici fiyat düştüğünde fabrikadaki üretim bandını durdurur gibi bağı birkaç ay kapatamaz. Bir bağın kurulması yıllar sürer ve üretim kararları uzun vadelidir. Buna karşılık üreticinin karşılaştığı fiyat kısa dönemli arz-talep koşullarından hızla etkilenebilir.
Ürün bol olduğunda fiyat gerileyebilir; ancak gübre, mazot, elektrik ve işçilik maliyetleri aynı hızda geri gelmez. Bu nedenle stratejik ürünlerde üreticinin piyasa dalgalanmalarına karşı korunmasını sağlayacak mekanizmaların bulunması bir ayrıcalık değil, tarım politikasının gereğidir.
Kuru üzümde taban ve müdahale fiyatı devam etmeli
Türkiye, çekirdeksiz kuru üzüm üretimi ve ihracatında dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Böyle bir üründe üreticinin günlük piyasa şartlarına tamamen bırakılması, uzun vadede Türkiye'nin kendi üretim ve ihracat gücünü zayıflatabilir.
Bu nedenle kuru üzümde TMO üzerinden üretici maliyetlerini dikkate alan referans ve müdahale alım fiyatı politikasının devam ettirilmesi gerekir. Fiyat belirlenirken yalnızca geçen yılın fiyatının belli bir oranda artırılması yeterli değildir. Mazot, gübre, ilaç, işçilik, elektrik, sulama, nakliye ve finansman maliyetleri birlikte değerlendirilmelidir.
Batı tarımı neden piyasaya tamamen bırakmıyor?
Türkiye'de tarımsal destekler tartışılırken zaman zaman devletin piyasaya müdahale etmemesi gerektiği savunuluyor. Oysa dünyanın en gelişmiş piyasa ekonomileri dahi tarımı tamamen piyasanın insafına bırakmıyor.
Avrupa Birliği'nin Ortak Tarım Politikası, çiftçi gelirlerinin desteklenmesinden kırsal kalkınmaya, çevresel uygulamalardan yatırım desteklerine kadar geniş bir araç setine dayanıyor. Üzüm ve şarap sektöründe de arz fazlası, iklim riski ve piyasa dengesizliklerine karşı özel tedbirler kullanılabiliyor. Yeşil hasat gibi mekanizmalarla arz yönetiliyor; iklim değişikliğine uyum sağlayan yatırımlar destekleniyor.
ABD'de de tarımsal ürün sigortası ve gelir riskini azaltan kamu destekleri önemli bir politika aracı. Üzüm üreticileri için ürün ve bağ sigortası gibi modeller, piyasa ve iklim riskinin tamamının çiftçinin üzerinde kalmasını önlemeyi amaçlıyor.
Dolayısıyla gelişmiş ekonomilerde yaklaşım, “çiftçi üretsin, piyasa ne verirse kabul etsin” anlayışından ibaret değildir. Üreticinin gelirini, yatırımını, iklim riskini ve piyasa riskini paylaşan kamu mekanizmaları vardır.
Taze üzüm için ihracat desteği gerekli
Kuru üzüm kadar önemli bir diğer konu taze üzüm piyasasıdır. Taze üzümde hasat döneminde pazarlama süresi sınırlıdır. Ürün, kuru üzüme göre çok daha kısa sürede iç veya dış pazara yönlendirilmek zorundadır. Arzın yoğunlaştığı dönemde ihracat kanallarının yeterince güçlü olmaması, iç piyasada fiyat üzerinde ciddi baskı yaratabilir.
Bu nedenle taze üzüm ihracatı yalnızca ihracatçının ticari faaliyeti olarak değil, üretici fiyatını ve kırsal kalkınmayı destekleyen stratejik bir politika aracı olarak değerlendirilmelidir.
Sürdürülebilir finans bağı burada kuruluyor
Bir bağ üreticisi ekonomik olarak ayakta kalamıyorsa çevresel yatırımı nasıl yapacaktır? Damla sulama sistemini nasıl yenileyecek, su tasarrufu sağlayan teknolojilere nasıl yatırım yapacak, daha düşük kimyasal kullanımına nasıl geçecektir?
Güneş enerjisi, modern sulama, dijital tarım ve iklim değişikliğine dayanıklı üretim teknikleri sermaye gerektirir. Üreticinin geliri sürekli baskılanırken çiftçiden aynı zamanda daha çevreci, daha teknolojik ve daha sürdürülebilir üretim beklemek kendi içinde çelişkidir.
Üzüm yalnızca üzüm değildir
Manisa'da ve Ege'nin birçok ilçesinde üzüm fiyatı yalnızca bağ sahibini ilgilendirmez. Üreticinin kazancı azaldığında tarım işçisinin geliri, traktörcünün işi, gübre ve zirai ilaç bayisinin satışı, nakliyecinin faaliyeti, esnafın cirosu ve ilçenin ekonomik canlılığı da etkilenir.
Bu nedenle üreticiye verilen destek yalnızca bir kişiye yapılan mali transfer değildir; yerel ekonominin tamamını destekleyen ekonomik bir çarpandır.
Türkiye'nin üzüm politikasının iki temel ayağı olmalıdır: kuru üzümde üretim maliyetlerini ve makul üretici gelirini dikkate alan TMO müdahale/alım fiyatı mekanizması kalıcı ve öngörülebilir biçimde sürdürülmeli; taze üzümde ise ihracatı artıracak güçlü bir destek ve pazarlama programı uygulanmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bu yıl üzümün kaç liradan satılacağı değildir. Asıl mesele, gelecek yıl o bağda hâlâ üretim yapacak bir çiftçinin bulunup bulunmayacağıdır.
Kaynak bağlantıları:
Avrupa Komisyonu – Ortak Tarım Politikası
Avrupa Komisyonu – Wine sector
USDA Risk Management Agency